Neden mi bahsediyorum?

- SEYAHAT BURSU :)

Aslında başlığı okuyunca az çok konu anlaşılıyor değil mi? Seyahat etmek isteyen genç gezgin ruhlar için bir fırsat sunuyor Özlem Pansyion :) . Seyahat bursu. Belki 2 , belki 3-4 kişi bu burstan faydalanacak. En azından gezme hayali olanların hayalini gerçekleştirmek için ilk adımı atmasını sağlayamaya yetecek bir miktar.  Haa şimdi nasıl başvuruluyor diye aklınızdan geçiriyorsunuz sanırım. 2011 yılı için başvuruları kaçırdınız. Aama gelecek yılı takip ediniz. Şimdi ise bu yılın finalistleri belirleniyor. Finalistlerin belirlenmesinin ardından şanslı gençler bursu kazanacak. Merakla bekliyoruz.

Bursun kaynağını soruyorsunuz içinizden, nerde bu link diye. Hemen vereyim.

http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/

Sevgi ve selamlarımla.

MU.

Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem ya da ne zaman benden daha genç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa “bu işin olurunu”, dedim ki:

Üniversiteyi bitirince hemen çalışmaya başlama.

Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü.

Maceraya çık, bedeli ne olursa olsun bunu yap.

Çünkü…

Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü.

Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü. Âşık mı olmadın on altı yaşında? Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda.

Maceraya mı çıkmadın yirminde? Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde. Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu.

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı.

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları.

Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını.

Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır

Ece Temelkuran

***

Ablam’a bu paylaşımından dolayı teşekkür ederim.

Bu senenin başından bu yana BURDUR bölgesinde çalışmalarını sürdürdüğümüz DOĞAYI PEDALLA KORU isimli DOĞA BİSİKLETÇİLİĞİ (www.dogaicinpedalla.org) projesinin artık son aşamasına geliyoruz. Bu hafta sonu Burdur gölünden Salda gölüne uzanan bir bisiklet turu, doğa gözlemleri ile 4 günlük bir maceraya dönüşecek. Bu organizasyonu Burdur Valiliği, Burdur Belediyesi başta olmak üzere bir çok kurum desteklemektedir. Organizasyona katılım ücretsizdir. Katılımcılar konaklamaları kamp alanlarında kendi çadırları ve malzemeleri ile yapacaklar. Yemek , Ulaşım ve diğer ihtiyaçları Burdur belediyesi desteği ile sağlanacaktır.

Bu güzel organizasyona herkes davetlidir.

Ayrıntılı bilgi almak ve başvuru koşulları için:  www.pedalsesi.org adresini ziyaret etmeniz yeterldir.

Görüşmek üzere. Sevgilerimle.

“Ormanda 2 yol vardı. Ben az gidileni tercih ettim. İşte bütün farkı bu yarattı” Diyor yazar. Ne kadar manidar bir cümle değil mi?

Hayatta her insanın hayalleri vardır, kimisi gerçekleştirmek için bir şeyler yapar, kimisi de cesaret edemez hareket etmeye. Çoğunluğun gittiği -belki de gitmek zorunda kaldığı-  yoldan gider yanına hayallerini alarak, lakin farkında olmadan uzaklaşır hayallerinden. O gün gelip hayat yolunun sonuna geldiğinde ise ufukta küçücük bir hayal vardır gözünün gördüğü, gençlik yıllarından arta kalan. Dünya’da bilinen mutlak gerçek karşısındadır artık. Ölüm‘dür o. Yapacak çok fazla bir şeyde yoktur hani,eğer vaktin var ise son bir kere daha iman edersin, son nefesinde.

Diğer yanda ise yine mutlak son’a gelmiş bir kişi diğer yolu -hayallerinin peşinden gitmeyi-  seçmiştir. Hani hayallerini gördüğü ufka doğru yürümüştür hayatı boyunca, ulaşamamıştır büyük ihtimalle ama çok yaklaşmıştır. Yolun sonuna gelişi, hayallerine ulaşamayışı bile huzur verir. Çünkü gözlerini kapatırken yakınındadır gençliği, hayalleri, hedefleri. En azından elimden geleni yaptım der. Zaten şunuda bilir, yaşam esnasında hayallerine ulaşanlar için hayatın bir manada sonu gelmiştir. Ölümü erkene alırlar. Ondan dır bilgelerin bize verdiği nasihatlar;hayalleriniz büyük olsun, ulaşılmaz olsun. Çünkü huzurlu bir hayat için ideallerinizin peşinden koşmanız gerektiğini yaşamış, tecrübelemişlerdir.

Yine bir söz açıklıyor aslında bunu ; “idealler yıldızlar gibidir. Belki ulaşamazsınız ama; bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz”.

Haa unutmadan şunuda söylemem gerekiyor. Gitmek aslında cesaret işidir.

Bu yazım da önünde iki yol ayrılanlara..

Ayrıca sizler ile tam da bu konunun üzerine denk gelen bir videoyu paylaşayım. Facebook ağında arkaşlarım paylaşmışlar, bende sizler ile paylaşayım bu anlamlı kesiti. RİNA adlı bir filmden kesitmiş..

Sonundaki müzik ise çok hoşuma gitti. Ölüme çare bulaydınya. Yalan yalan yalan dünya.

 Şimdilik görüşmek üzere. Sevgilerimle.

***

 ‘Gitmek cesaret ister ufaklık Gidecegin yer neresi olursa olsun Sevdiklerinle arana mesefe girince Varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz. Vedalaşmakta zor iştir biliyo musun ? Oturursun geminin kıçına. Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar ufalırlar kaybolurlar O zaman …anlarsın işte Vedaşalmak asıl kalana değil gidene koyar. 100 defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle. Bak şarabımla beraberim. Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum Şarabımdan Ayrılmadan hemde. Ben şarabımdan Ayrılmıyorum. O da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor. Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa? Hayallerimizi satmadık ya ?..

***

RİNA FİLMİ HAKKINDA;

Rina, ada ve insanın tek başına yalnızlığının benzeşmesinden doğan bir metafor. Filmde hayallerimize ulaşmak için yaşadığımız sürece neler yaptığımız sorgulanıyor. Hayatta ev, araba, kariyer gibi birçok maddi şeye sahip olabiliriz ama sonuca baktığımızda koca bir hayatı geride bırakmışızdır ve asıl istediklerimizi yapamamış, hayallerimizi gerçekleştirememişizdir. Rina, insanların hayalleri ve istekleri için ne kadar fedakârlık yaptıklarını sorguluyor.

En başından kısaca bahsetmek gerekirse size SGP’den bahsedeyim.

GEF Küçük Destek Programı (SGP) Küresel Çevre Fonu’nun (GEF) bir parçasıdır. Sivil toplum kuruluşlarının ve yerel toplulukların biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirliği ile iklim değişikliği ile mücadele faaliyetlerinde destek sağlar. Daha ayrıntılı bilgi için:  gefsgp.net

SGP tarafından desteklenen projelerin yürütücülerinin katıldığı bir organizasyon olan bu buluşma’da herkes kendi projesini sunarak bilgi paylaşımında bulundu. Yeni projeler  ve hali hazırda yürütlen projeler için yeni işbirlikleri gerçekleştirildi.

Ağırlıklı olarak sürdürülebilir enerji ve bisiklet temaları projelerin çokluğu dikkat çekti. Buda geleceğe dair dikkat edilmesi gereken önemli noktaları işaret eder nitelikteydi. Bizde Pedal Sesi Bisiklet Toğluluğu ve Proje ortağımız olan Budur Su Sporları Spor Kulübü Derneği adına oradaydık!

Organizasyona Su altı araştırmaları derneği’nin Gökova’daki proje ekibi ev sahibipliği yaptı. Baştan sonra her konuda kendileri destek verdiler. Hepsine çok teşekkür ediyorum buradan.

GEF ve SGP birimlerini inceleyerek ve ilgili kişiler ile iletişime geçerek bu fondan destek alarak hayata geçmiş ve hali hazırda yürütülen projeler hakkında geniş bilgilere ulaşabilirsiniz.

Aklınızda iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliklie bağlantılı projeleriniz var ise mutlaka bu programı inceleyiniz. Hayalleriniz gerçeğe dönüşebilir…

***

9 Ekim’de İstanbul’da EXPO Fuar alanında TürkCHEM uluslarası kimya fuarına katıldım. Orada da kimya alanında katılım gösterdiğim ilk uluslararası organizasyondu diyebilirim. Ayrıntıları gelecek günlerde paylaşabilirim.

Şimdilik görüşmek üzere. Sevgi ve selamlarımla.

Karadeniz deyince akan sular duruyor bende her zaman olduğu gibi. Karadeniz’de çekilen belgesel ve filmlerde ayrı bir tadı vardır bende. En son baştan sona karadenizde çekilen “SON BAHAR” adlı filmini izlemiştim. Gerek müzikleri olsun, gerek senaryosu olsun tüm gerçekliği ile Karadenizi ve Karadeniz kültürünü,doğasını yansıtmayı başarmıştı.

Bkz. SONBAHAR FİLMİ ÜZERİNE YAZDIĞIM YAZIM.

O filmi geride bırakmayacak bir film daha izledim geçenlerde. Adı “YÜREĞİN SOR”. Etkileyici bir film. Her ne kadar efektlerde yer yar abartı olsada. Karadeniz atmosferini yaratmaya çalışmışlar..

Filmin fragmanı ve özeti’de kaynaklarda şöyle geçiyor. Uygun vaktinizde seyretmenizi tavsiye ederim…

***

İki genç insan Esma ile Mustafa birbirini sevmiştir.Gelecek ancak birlikte olduklarında anlamlıdır onlar için.Yoksa hayatın bir değeri yoktur.Ne var kibu aşkın döneme ve yöreye özgü bir engeli bulunmaktadır. Mustafa gizli bir Hıristiyan’dır.Esma dahil herkes onu Müslüman sanmaktadır.
Öbür yandan Osmanlı yaptığı yasal düzenlemelerle Hıristiyan tebaayı Müslümanlarla eşit duruma getirmiştir.Kilise gizli Hıristiyanların artık dinlerini açıklamasını istemektedir.Bu zor bir durumdur Mustafa için;kilise ile aşkı arasında kalmıştır.Çünkü Hıristiyan olduğu bilinirse hayatında Esma olmayacaktır.Müslüman bir kızın bir Hıristiyan erkekle evlenmesi ne toplumsalne de yasal olarak mümkündür.Mustafa Esma’yı alıp götürecek ve açıklayacaktır durumu.Esma’nın bunu mesele etmeyeceğinden emindir.
İki sevgili kaçmaya hazırlanmaktadır kidedesi ölüyor Mustafa’nın.”Hacı Süleyman” babası gibi ve babasının babası gibi Müslüman mezarlığına gömülecektir.Cemaat namaza durmuştur ki Mustafa’nın babaannesi bomba gibi düşüyor ortalarına.”Durun!” diyor.”Kocam Yuhannes adıyla vaftiz edilmiştir Hıristiyan’dır.”
Şimdi bir yasak aşktır Esma ile Mustafa’nın aşkı.Yine de herşeyi göze alıp kaçacaktır aşıklar.Ama Esma’nın bir Hıristiyan’la kaçarak hayatını tehlikeye atmasına dayanamayacak biri vardır.Esma’yı tutkuyla seven Mehmet.
Toplumsal koşullarEsma ile Mustafa’nın aşkından daha güçlüdür.
Ve aşklarını savunabilmek için efsane olmaları gerekecektir…

***

FRAGMAN

Marmaris isminin bilinçaltımıza verdiği bir mesajmıdır nedir bilinmez hep pahallı bir tatil düşüncesi uyandırır bizde. (Biz derken talebelerde, yoksa maaşı olan burjuva kesimi bahçeliye gider gibi tatile gidiyor. :-) Ama tabi ki yeterince analiz edince aslında küçük bütçelere görede tatil seçenekleri olduğunu görebiliyorsunuz.

Örneğin bu tarz tatil beldelerinde otel fiyatları çok pahallıdır diye biliriz. Öyledir de. Lakin otel fiyatlarının pahallı olduğu kadar bir o kadarda konaklama seçeneğiniz var. Yani 3 yıldızlı otellerden, apartlara, pansiyonlara kadar bir çok yerde uygun fiyatlara konaklama sağlıyabiliyorsunuz. Yapmanız gereken tek şey o bölgede biraz dolaşarak araştırmak birazda pazarlık yapmak.

Marmarise giderken ULUSOY, KAMİLKOÇ, VARAN , PAMUKKALE gibi firmaları inceleyebilirsiniz. Benim tercihim PAMUKKALE Turizm’den yana oldu. Fiyat hizmet oranına baktığımda en uygunu buydu. Ankara’dan 50 TL’ye Teknobüs (Her koltukta ekran ve arşivden film izleyip, müzik dinleyebiliyorsunuz. Kesmedi derseniz kendi usb belleğinizdeki görselleri izleyebilir ve müzikleri dinleyebilirsiniz) ile seyahet edebiliyorsunuz.

Gittiğinizde ufak bir terminalde inip, şehir merkezlerine firmaların servbisleri ile gidebiliyorsunuz. Şehrin en bilindik yeri sanırım TANSAŞ. Tansaş’ın olduğu yerde Otobüs firmalarının şubelerini, bankaların şube ve atm’lerini , yemek için BURGER KING’i , alış veriş ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyorsunuz. Eğer kalacağınız yer apart veya yemek dahil olmayan bir otelse , sizde yemeklerinizi kendi imkanlarınızla daha uyguna mal etmek isterseniz TANSAŞ sizin için biçilmiş kaftab olacaktır.

Sonrasında denizi görüp oraya doğru ilerledeğinizde. Sağ ve sola doğru uzanan bir cadde göreceksiniz. Bu cadde ATATÜRK caddesi. Şehir sağa ve sola doğru uzanmaktadır. SOL tarafa gittiğinizde genellikle yemek yemek için mekanlar, alış veriş için mekanlar, yat turları hakkında bilgiler, BARLAR SOKAĞI!!! ve değişik alternatif mekanlara ulaşabileceğiniz gibi konaklama imkanlarıda olabilmekte. Ama asıl konaklama konusunda incelemenizi tavsiye edeceğim yer denize bakarken SAĞ tarafınızda kalan taraftır. O tarafa giderken deniz kenarındaki otel,apart ve pansiyonlarla konuşarak fiyat alabilir, pazarlık yapabilirsiniz.

Denizden biraz daha iç kesimlere yani 1 -2 sokak içerilere gittiğinizde daha uygun fiyata konaklama imkanı bulabilirsiniz. Fiyatlar 2010 senesi TEMMUZ Sezonu için (Ağustos ve EYlül döneminde çok daha ucuz fiyatlar olacaktır) için iki kişi gecelik kahvaltı dahil 100TL’den > 60TL ye (kişi başı 50TL’den 30TL’ye) uzanan bir yelpazede gidebiliyor. Eğer iyi araştırsanız ve pazarlık ile kahvaltı dahil kişi başı gecelik 30TL’ye kalabilirsiniz.

Konaklamanızı ayarladıktan sonra neler var onlarıda diğer yazımda anlatacağım. Şimdilik bu kadar. En kısa zamanda yeni yazımı yazarım.

Görüşmek üzere.

Yağmur, dolu, güneş derken bu sene iklimler resmen “biz değişiyoruz” artık diyor. Bir bakıyoruz normal koşullarda yağmayan yağmur. Sular seller götürerek yağıyor bu sene. Hayırlısı diyoruz temkinle…

Sabah güneş ile uyanıp kısa kollularla sokağa çıkıp, öğleden sonra fırtınalarda üşümemüz Ankara’da Karadeniz havasını yaşamamıza vesile oluyor..

Bir perşembe sabahı kalkıyorum kuş cıvıltıları ve güneşle.. Çok güzel bir hava var Ankara’da.. KPSS’ye 2 gün kala..

Şimdi niye keyfimizi bozuyorsun diyenler olabilir. Ne yapalım dostlar gideceğimiz yeri bilmiyorsak, nasıl gittiğimizin önemi yok değil mi? :-) Katılımcı arkadaşlara da bu vesile ile başarılar dilerim, umarım herşey gönlünüzce olur.

Bugünün ayrı bir önemi daha var. Kandil.. Miraç kandili… Göğe çıkış anlamındadır. Peygamber efendimizin Kudüs’e gidişi ve göğe yükseldiğine inanılan gecedir. Recep ayının 27. gecesine denk gelir. Dünya üzerinde ki Türke ve Müslüman Aleminin mübarek miraç kandilinin hayırlara vesile olmasını dilerim.

Bir yandanda yazının başındaki fotoğrafı merak ediyorsunuz değil mi?  Avusturya’da bir kasaba.. Adı Hallstatt.. Hayal gibi. Orada olmak isterdim, belli mi olur birgün belki kısada olsa oradan yazma imkanımda olur.

Gelelim sözün başından , sözün sonuna. Bu güzelim havalar bu yazıyı yazmama sebep oldu. Anlayacağınız dostlar şairin dediği gibi;

Şiir yazma hastalığım hep böyle havalarda nüksetti, beni bu güzelim havalar mahvetti.

***

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan Veli Kanık

Emek 25. sokak’ta bir köşede mavi küçük bir tezgah arabası, tezgahın üzerinden patlamış mısır, 1liralık ve 2 liralık kese kağıtları hangisinden dilerseniz alabiliyorsunuz. Dileğinizi yerine getiren ihtiyar amca, istediğiniz mısır’ı size hazırlarken 20 yıldır o köşe’de bu işi yaptığını öğreniyorsunuz. Evi altındağ’da.. Dile kolay tam tamına 20 yıldır…

Hikayenin devamını mı dinlemek istiyorsunuz… Devamı için lütfen ekteki sunumu bilgisayarınıza indirin ve bilgisayarınızın sesini açarak izleyin.. Eğer yolunuz emek 4.cadde’ye düşürse 25. sokaktaki amcanın yanına uğramadan geçmeyin, haa unutmadan planımızdan amcaya bahsetmeyin. Eğer bir kare fotoğraf çektirirseniz de lütfen bizler ile paylaşın..

Amcayı bize tanıtan bu bilinmez hayallere, hayata dalmamıza vesile olan düş hekimi Yalçın Ergir ağabey’e ayrıca bol teşekkürlerim ve selamlarımla…

İHTİYAR MISIRCI’nın HİKAYESİ için TIKLAYIN!

26 Haziran 2010 Cumartesş  günü, yani yarın akşam saat:19.30′da ÇAKIL Cafe & Bistro Üst Kat Toplantı Salonunda toplanıyoruz.

Toplantımıza tüm bisikletliler, bisiklet sevenler, bisiklet hakkında neler oluyor bir bakayım deyip merak eden herkes davetlidir. Buyrun gelin bir çayımızı içiniz! :)

Organizasyonumuzun ayrıntıları: www.pedalsesi.org ve www.dogaicinpedalla.org adreslerinde.

Afişimiz ve program ise aşağıdaki gibidir. Eğer bir işiniz yoksa mutlaka beklerim.